Popüler Cevap
Türkiye'nin En Eski Şirketleri Hangileridir?

Türkiye’nin En Eski Şirketleri Hangileridir?

Hacı Bekir Lokumları (1777)

Hacı Bekir Lokumları (1777)
Hacı Bekir Lokumları (1777)

Osmanlı ve Türk şekercilik zanaatında ünlenmiş Hacı Bekir ismi, şekercilik ekolü ve sembolü olarak günümüze kadar devam ederek gelmiştir.

Kastamonu’nun Araç ilçesinden İstanbul’a gelerek 1777 yılında Bahçekapı’da açtığı küçük şekerci dükkânında, lokum, akide vb. şekerlemeleri bizzat imal edip satmaya başladı. Önceleri “Araçlı Şekerci”, Hacca gittikten sonra da “Hacı Bekir” adıyla anıldı. Bekir Efendi’nin açtığı ilk dükkân, günümüzde Ali Muhiddin Hacı Bekir Şekercilik A.Ş.’nin Bahçekapı’daki satış yeri olup, İstanbul’da iki asırdan bu yana aynı hizmeti gören yegâne dükkândır. Dünyada bile emsaline zor rastlanan bu özellik İstanbul ve hatta ülkemiz için ayrıca zikre değer. Türkiye’de 16. yy.da başlayan şekerleme imalatında tatlandırıcı olarak bal, pekmez, su bağlayıcı, doku yapıcı olarak da un kullanılmakta idi. 18. yy sonlarında Avrupa’da kurulan rafinelerde üretilen şekerin, o günlerin ismiyle “Kelle Şekeri” olarak Türkiye’ye gelmesiyle, şekerci Hacı Bekir, bu şekeri havanlarda dövüp eriterek, gül, tarçın vb. tabii aroma ve boyalarla pişirip akide şekeri imalatını geliştirmiştir. Ayrıca 1811’de bir Alman bilgini tarafından bulunan nişastayı un yerine kullanarak, şeker ve nişasta terkibi ile bugünkü nefasetteki lokum imalatını gerçekleştirmiştir.

Bahçekapı, Eminönü, İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan Sirkeci Garı ile Galata Köprüsü ayağı ile bağlantı yeri olarak Sultanhamam, Mısır Çarşısı, balık pazarı, Tahtakale gibi ticari hayatın damarları ve bürokrasisinin beyni Bab-ı Ali’nin (sadrazamlık) hemen dibinden çok eskilerden beri İstanbul’un önemli bir ticaret semtidir.

Bahçekapı’da Şekerci Bekir Efendi’nin (Şekerci Hacı Bekir) 1777’de bir göz olarak açtığı ve arka bölmesinde bulunan ocakta imalat yaptığı şekerci dükkanı zamanla büyütülerek 33 m²’lik ilk bölümü ve bilahare yanındaki aktariye dükkanının eklenmesi ile günümüzdeki 88 m²’lik dükkan haline gelmiştir.

1777’den bu yana Hacı Bekir ailesince beş nesildir şekerci dükkanı olarak kullanılmaktadır.

İskender Mehmetoğlu (1860)

İskender Mehmetoğlu (1860)
İskender Mehmetoğlu (1860)

150 yılı aşkın bir süredir Bursa’dan tüm dünyaya yayılan İskender Kebabı’nı günümüzde dünyaya bir marka olarak tanıtan ailenin lezzet serüveni 1850 yılında başlar. Mehmet oğlu İskender Efendi, babası Mehmet Beye ait Kayhan Çarşısı’ndaki lokanta ile işe başlar.Lokantada o dönemlerde yaygın olan kuzu çevirme ve tandırcılık işi yapılıyordu. 1860 yılında İskender Efendi (1848-1934) babasının desteğiyle işi geliştirmeye başlar. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, yüzlerce yıldır yerdeki ateşe paralel pişirilen kuzuyu, kemik ve sinirlerinden arındırarak dik mangalda ayağa kaldırarak pişirmeyi babasına önerir.

Babasının da onayını aldıktan sonra, kemik ve sinirleri ayrılmış vaziyetteki eti, dikey maden çubuk üzerine yerleştirir. Bunu ateşin karşısında kendi ekseni etrafında döndürerek pişirir. Etin pişmesinden sonra bıçakla ince ince keserek müşterilerine sunmaya başlar. Zaman içinde kebap kendi ekseni etrafında döndüğünden “İskender’in dönen kebabı” olarak Bursa’da anılma başlar. Böylece İskender Efendi, yeni bir kebap icat etmiştir. Kayhan Çarşısı’nda 20 metrekarelik dükkânda başlayan lezzet serüveni, ilk şubesini günümüzde halen servis sunulan Atatürk Caddesi üzerindeki dükkânda açar. Ve zamanla “döner kebap”, “İskender kebap”olarak Bursa’dan Türkiye’ye yayılır. Günümüzde “Kebapçı İskender” markasıyla Türkiye’den dünyaya yayılan bu lezzet, İskender Efendi’nin torunu Yavuz İskenderoğlu tarafından temsil ediliyor.

Ziraat Bankası (1863)

Ziraat Bankası (1863)
Ziraat Bankası (1863)

Osmanlı Devleti’nin kurduğu ilk bankadır. Ahmet Şefik Mithat Paşa (Mithat Paşa) 1863 yılında Pirot Kasabası’nda kurduğu ilk Memleket Sandığını oluştururken Türk gelenekleri arasınmda zaten var olan ve karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan imece geleneğinden esinlenmiştir.

Hafız Mustafa (1864)

Hafız Mustafa (1864)
Hafız Mustafa (1864)

Hafız Mustafa, Osmanlı Devleti döneminde Sultan Abdülaziz’in saltanatının ilk yıllarında günümüzde Bahçekapı-Eminönü’nde Hamidiye caddesi olarak bilinen caddenin 86 numaralı dükkânında Çankırı’nın Orta Beldesi’nden İstanbul’a sarraflık yapmaya gelen İsmail Hakkı Zade tarafından 1864 yılında kurulur. İsmail Hakkı Zade dükkânın bodrum katında dibek taşıyla akide şekeri yapmaya başlar. İsmail Hakkı Zade dükkânı işletirken oğlu Hafız Mustafa dükkânın yakın çevresinde bulunan Arpacılar Cami’inde gönüllü olarak müezzinlik yapar; aynı zamanda babasının dükkânında tatlıcılık ve şekercilikle ilgilenir. Hafız Mustafa’nın ilk poğaçayı bulan ve imal eden kişi olduğu bilinir. Dükkânda şekerlemelerin yanında hamur işi poğaçayı müşterilerine sunarak alternatif müşteri kazanır. Bu konuda kendini geliştirerek babasından işi devralır ve 1926-1938 yılları arasında şekercilik ve tatlıcılık alanında Avrupa’da on bir adet madalya kazanır.

Vefa Bozacısı (1870)

Vefa Bozacısı (1870)
Vefa Bozacısı (1870)

1870 yılında Arnavutluk’tan İstanbul’a gelip yerleşen dedemiz Hacı Sadık Bey, o yıllarda bozanın sulu kıvamlı ve ekşi lezzetli biçimde 200 kadar Ermeni vatandaş tarafından yapılıp satıldığını görmüştür. Zamanın saraylı ve aristokrat ailelerinin ve bürokratlarının oturduğu Vefa’ya yerleşen Hacı Sadık Bey, bu günkü haliyle sevilen koyu kıvamlı ve hafif ekşi lezzetli Vefa Bozası’nı imal etmiş ve 1876 yılı Eylül ayında Vefa Bozacısı adı ile bozacılığı hem bir meslek hem de bir marka haline getirmiştir.

Hacı Sadık Bey, saray ve çevresinde de rağbet gören bu özel Türk içeceğini oluşturduğu yeni kıvam ve lezzeti koruyabilmek için yıllarca bizzat kendisi imal etmiştir. Daha sonra oğlu İsmail Hakkı Vefa’yı yanına alarak Vefa Bozasının yapımına uyumunu sağladı. Bir yandan Edebiyat Fakültesinde okuyan İsmail Hakkı Vefa, bir yandan da Haliç Tersanesinde makine işleri yapan bir akrabasıyla işbirliği yaparak bozanın makine ile üretimini başarmış ve diğer iş kolu olan üzüm sirkesinin üretimini de arttırmıştır.

Halen, Tarihi Vefa Bozacısı dükkânında Ekim ayından Nisan ayına kadar Boza, Nisan ayından Ekim ayına kadar da kuru üzüm şırası, dondurma ve limonata satışı yapmaya devam etmektedir.

Vefa Bozacısı, bütün aile fertlerinin özveri ile çalışması sonucu bugünlere getirilen ata içeceği Boza geleneğini devam ettirirken, diğer iş kolu olan sirke üretimine, Balzamik Sirke, Nar Ekşisi ve Limon Sosu ürünlerini de ekleyerek faaliyetlerine devam etmektedir.

Dördüncü nesil olarak, sirke üretiminde büyük atılım yapan Vefa Bozacısı A.Ş. Çorlu’da dünyanın en ileri teknolojilerini kullanarak modern bir tesis kurmuştur.

Vefa Bozacısı, çağdaş teknoloji ile müşterilerine en iyi, kaliteli ve yüzyıllık güvene dayalı hizmet vermenin gururunu taşıyan bir firma olarak en kısa zamanda bozayı dünya piyasalarına sunmak üzere çalışmalarını devam ettirmektedir.

130 yıllık başarılarla dolu geçmişinin onurunu taşıyan Vefa Bozacısı 2000’li yıllarda da atılımlarını sürdürmekte ve halkımızın damak zevkini karşılamaya devam etmektedir.

Karaköy Güllüoğlu (1820)

Karaköy Güllüoğlu (1820)
Karaköy Güllüoğlu (1820)

Güllü ailesi, 1800’lü yıllardan beri baklavacılık yapıyor. Aileden baklavacılığa ilk başlayanın Gaziantep’te “Güllü Çelebi” diye anılan Hacı Mehmed Güllü olduğu biliniyor. Bu lâkap, aile bireylerinin yüzünde çıkan şark çıbanlarının iyileşirken güle benzer bir şekil almasından dolayı verilmiş, daha sonra aile ismi olmuş.

Gaziantep’te revaçta olan tatlıcılık mesleğine giren Güllü Çelebi, meslekte ilerleyebilmek için, tatlıcılıkta en ileri olan Halep ve Şam’a gitmiş; oralarda altı ay kadar kalıp baklavacılığın inceliklerini öğrenmiş; Gaziantep’e dönünce bir baklava tezgâhı kurmuş. Güllü Çelebi’nin vefatından sonra oğlu Hacı Mahmud Güllü baba mesleğini sürdürmüş ve oklava ile tek tek açılan ince yufkadan baklava yapımını başlatmış. Hacı Mahmud Güllü’nün dört oğlu da baklavacı olarak yetişince, Güllü ailesinde baklavacılık bir gelenek halini almış.

1930’larda tahta kutular içinde civar illere gönderilen kuru baklavalar, Güllü ailesinin ününü Gaziantep dışına yaymış. Baklavaların rağbet görmesinden cesaret alan Hacı Mahmud Güllü’nün torunu Mustafa Güllü, baklavacılığı İstanbul’a taşımaya karar vermiş. 1949 yılında Karaköy’de açılan İstanbul’un ilk baklavacı dükkânı, aynı zamanda Gaziantep dışındaki ilk fırınlı baklavacı dükkânıdır.

Kuru Kahveci Mehmet Efendi (1871)

Kuru Kahveci Mehmet Efendi (1871)
Kuru Kahveci Mehmet Efendi (1871)

19. yüzyıl sonlarına kadar Türk Kahvesi, çiğ çekirdek olarak satılıyor ve evlerdeki kahve tavalarında kavrulduktan sonra el değirmenlerinde çekilerek içilebiliyordu. Bu durum; Hasan Efendi’nin işlettiği baharat ve çiğ kahve satan dükkânın, oğlu Mehmet Efendi tarafından devralınmasına kadar sürdü.

1857’de İstanbul Fatih’te doğan Mehmet Efendi, Süleymaniye Medresesi’nde eğitim gördükten sonra babasının dükkânında çalışmaya başladı. 1871 yılında işin başına geçen Mehmet Efendi, çiğ kahveyi kavurup dibeklerde öğüterek müşterilerine hazır olarak satmaya başladı. Böylece İstanbul Tahmis Sokakta taze kavrulmuş, mis gibi kahvenin kokusu da çevreye yayıldı. Kahveyi öğüterek ilk kez hazır olarak kahve severlere sunan Mehmet Efendi, bu yenilik ve müşterilerine sağladığı kolaylıkla kısa sürede tanınarak “Kurukahveci Mehmet Efendi” diye anılmaya başlandı.

1931 yılında vefat eden Mehmet Efendi’nin ardından oğulları Hasan Selahattin, Hulusi ve Ahmet Rıza Beyler baba mesleğini sürdürdüler.

Aile 1934 yılında “Kurukahveci” soyadını aldı. Mehmet Efendi’nin vefatından sonra ailenin en büyüğü Hasan Selahattin (1897-1944) yurtdışının önemini kavrayarak uluslararası etkinliklere katılmaya karar verdi. Böylece Türk Kahvesini yurtiçine olduğu kadar yurtdışına da pazarlayarak tanıtmaya başladı.

Sabuncakis (1874)

Pera ya da Beyoğlu’ndaki ticaret âleminde 1874den bu güne yaşamış, halen de yaşamakta olan “SABUNCAKİS” ler Girit adası kökenlidirler. Ailenin temel direği olan İSTAVRO SABUNCAKİS Girit’te doğmuş ve sabun üretimi ile ilgili tahsilini tamamlayarak Girit’te bir sabun fabrikası açmıştı. Açtığı sabun fabrikası yerine oturmuş ve Sabuncakis markası ile ünlenirken Girit Adasında oluşan büyük baskı ve arka arkaya gelen ayaklanmalar İstavro Sabuncakis’i büyütmeye çalıştığı sabun fabrikaları için yeni bir yer aramaya zorlamıştı. Bu arada yaptığı araştırmalar sonucu Midilli Adasında yeni bir sabun fabrikası açmayı düşünmüştü.

Bu düşünceye bağlı olarak 1848 yılında, Midilliye göç etti. Tüm olanaklarını Midilli adasında kullanarak Sabuncakis adıyla yeni ve çok daha modern bir sabun fabrikasını üretime açtı.

İstavro Sabuncakis geçmiş yıllarda olanları düşünerek başka bir yerde değişik bir uğraşla uğraşmak ve yeni bir Pazar bulmak düşüncesiyle, oğlu İstirati Sabuncakise 500 Osmanlı altını vererek 1870 yılında İstanbul’da bulunan bir akrabasının yanına gönderdi, İstirati Sabuncakis’in İstanbul’a daha doğru bir deyimle Pera’ya geldiği 1870 yılı Pera’nın değişim yaşandığı bir dönemin başlangıcıydı. Çünkü 5 Haziran 1870 günü Pera’da çıkan büyük bir yangın burada çok büyük bir hasar yapmış 3000 kadar bina yanmıştı. 1870 yılında olan bu yangından sonra Pera’da yeni bir yapılanma başlamıştı, İstirati Sabuncakis böyle bir ortamda Pera’ya gelmiş ve yeni iş imkânları aramaya başlamıştı.

O dönem Pera, yeni kurulan 6. Belediye dairesi ve bu bölümde oturan Levantenlerin etkisiyle batı uygarlığının her kesiminden bir şeyler almaya çalışıyordu. Örneğin her türlü malın satılabildiği ve Avrupa’dan getirilmiş malların pazarlandığı yeni alışveriş yerlerinin açılması benimsenmişti. İstirati Sabuncakis yaptığı incelemeler sonunda Pera’da her konuda ve sahada işyerleri bulunmasına karşılık “Natürel Çiçek” satan yerleri olmadığını gördü, o dönem Pera’da yalnız iki natürel çiçek satan ve üreten firma vardı. Doulat ve Ortağının dükkânı ve Hiristo Topusun dükkânı bu çiçekçilerin çalışmalarını yakından inceleyen İstirati Sabuncakis önce bunlardan birinin yanında çalışarak çiçek yetiştirme ve satma tekniğini öğrenmeye çalıştı.

1874 yılında elindeki sermayesini kullanarak “Hamalbaşı Serkis Sokağı” bugünkü Eczacıbaşı Sokağı No:12 de ilk dükkânını açtı. Ancak sadece dükkân açmak yetmiyordu dükkânda pazarlamak için çiçekleri kendisinin üretmesi gerekiyordu. Bu nedenle o devirde tamamen boş arazi olan Tatavlada büyük bir arazi satın alarak çiçek bahçelerini ve seralarını kurdu. İstirati Sabuncakis’in babası İstavro Sabuncakis oğlunun bu girişimlerini çok olumlu bularak kendiside Midillideki işlerini bozmayarak 1890 yılında İstanbul’a geldi. Bu arada İstirati Sabuncakis işlerini ilerletmiş ve Avrupa Pasajı içinde 3-5 numarada çok büyük bir şube açmıştı. İstirati Sabuncakis’in 11 çocuğu olmuştu, bu çocuklar arasında çiçekçilik işlerini geliştirenler Yorgi Sabuncakis ve Konstantin Sabuncakis’tir.

1900 yılına gelmeden önce Pera üzerindeki “366”, yeni “304” numaralı dükkânı aldılar ve dükkânı büyütmek için Lorando Çıkmazının başındaki dükkânları da kiraladılar ve İstanbul’da işyeri seraları en büyük kuruluş oldular.

Erden Gıda Sanayi (1878)

Eskişehir’de faaliyet gösteren ve diabetik ürünlerde Türkiye pazarında etkin bir konuma gelen ERDEN ŞEKERLEME’nin geçmişi bir asır öncesine dayanıyor.

Geçmişi yaklaşık bir asır önceye uzanan ERDEN ŞEKERLEME’nin kuruluşu 1878 yılındaki Rus – Osmanlı Savaşı’na dayanıyor. Savaş sonrası Bulgaristan’dan göç ederek, Eskişehir’e gelen Erden Ailesi, orada yaptıkları şeker işini Eskişehir’de de sürdürüyor.

Şekercizade Mahir ve Kamil kardeşler ismiyle şekerleme ve lokum işinde isim yapıyorlar. Şekercizade Kamil Efendi, şeker imalatını sürdürürken, kentin iş dünyasında etkin bir isim olarak yerini alıyor.

Erden Şekerleme’nin doğuşunda başrolü oynayan Kamil Erden’den yönetimi alan oğulları, Türkiye’de şekerleme sektörünün ilk fabrikalarından birini kuruyor.

Erden Şekerleme, ağırlıklı olarak şekerleme, çikolata, reçel, draje, lokum, diet ve diabetik ürünler üretimini gerçekleştiriyor.

Komili (1878)

Komili’nin öyküsü 1878 yılında, Midilli Adası’nda başladı. O yıllarda Ada, Osmanlı toprağıdır. Komi’li Hasan, Midilli Adası’nda sabun ve zeytinyağı üreterek geçimini sağlamaktadır. Aile, Lozan Antlaşmasından sonra mübadele gereği Ayvalık’a göç eder ve komili markasının öyküsü burada devam eder.

Marka kavramının daha söz konusu bile olmadığı bu yıllarda, Hassan Komili “kalitesiz ürünle alıcıyı bir kez, kendini ebediyen kandırırsın” diyerek yola çıkmış ve kuşaklar boyu sürecek Komili markasının tohumlarını atmıştır. Bir markanın zeytin ağacı gibi gerekli zamanlarda budanabilirlerse ölümsüz olacağı inanışıyla hep zamanın ilerisinde hareket edilmiş, markanın yenilikçi ve kaliteli duruşundan hiç vazgeçilmemiştir.

Çögenler Helvacılık (1883)

Çöğenler Helva, Rasif Efendi tarafından 1883 yılında kurulur. Türkiye’nin ilk tahin üreticisi olmanın yanında yıllardır hiç değişmeyen o ünlü tadını yüksek besleyici değeri olan özel yetiştirilmiş susamlardan almaktadır.

Cemilzade (1883)

Cemilzade yalnızca aile üyelerinin bildiği ve 126 senedir korunan çok özel formül ile benzersiz lokumlarını üretmektedir.

Şekerci Udi Cemil Bey 1867’de Şehzade Camii başimamı Hasan Tahir Efendi ile Ayşe Sıddıka Hanım’ın ilk oğulları olarak İstanbul’da dünyaya gelmiştir.

On üç yaşında babasını kaybettikten sonra geçim kaygısına düşmüş, iki üç yıl çeşitli işlerde çalışmış, bu arada Bedesten’deki bir işyerine çırak olmuş, on altı yaşına geldiğinde de bu şekerci dükkanını açmıştır.

Cemil Bey, şekerciliği Çankırılı Hüseyin Ağa’dan öğrenmişti. Şehzadebaşı’ndaki dükkanının ünü her geçen gün İstanbul’a yayılıyor, uzak semtlerden şeker almak için buraya gelenler oluyordu.

Aynı zamanda Muzıka-i Hümayun’da görevli olan Udi Cemil Bey, şekerciliğin yanı sıra hayatı boyunca Türk Musikisine eşsiz eserler katmıştır.

Hacı Abdullah (1888)

Hacı Abdullah Lokantası’nın asırlık tarihi “Ahilik Teşkilatı’nın” devamıdır. Köklü kuruluşların geçmişi, ya babadan oğula geçer, ya da para ile şirketler tarafından satın alınarak el değiştirir.

Hacı Abdullah’ta ise iki kural da geçerli değildir.Hacı Abdullah’ın 1888 yılında başlayan serüveni “Ustadan Çırağa” devralınarak gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde “Karaköy Rıhtımı’nda” “Abdullah Efendi” adıyla bir lokanta açılır.

Lokantanın işletme ruhsatı bizzat “Sultan II.Abdülhamit Han” tarafından verilir. Ülkeleri adına İstanbul’u ziyaret eden resmi ve özel heyetler, “Abdullah Efendi”de ağırlanır. 1915 yılında ise “Abdullah Efendi Lokantası”, “Karaköy Rıhtımı’ndan” “Beyoğlu’na” taşınır. “İstiklal Caddesi” üzerinde bulunan “Rumeli Han’ın” zemin katında hizmetine devam eder. “Abdullah Efendi” burada da “Usta’dan Çırağa” devredilmiştir.

1940 yılında ise “Abdullah Efendi”, “Rumeli Han’da” 25 yıl yerli yabancı çok sayıda ünlü misafirlerini ağırladıktan sonra yine “Usta Çırak” nöbet değişimiyle, eski adı “Bursa Sokak” ve “Ahududu Sokak”, yeni adıyla “Sadri Alışık” olan, Türk Sineması’nın kalbinin attığı sokağa taşınır ve “Hacı Salih” ismini alır.

“Abdullah Efendi” ve “Hacı Salih” adıyla kalitesinden hiç taviz vermeden Osmanlı-Türk Mutfağı’nın bütün özelliklerini taşıyan lokanta, 1958 yılında şimdiki bulunduğu yerine, “Ağa Camii” yanındaki “Sakızağacı Caddesi’ne” taşınır. Lokantaya adını veren “Hacı Salih”, ilerleyen yaşını gözönünde bulundurarak, O’da 1888′den buyana sürdürülen geleneğe uyar ve yetiştirdiği çıraklarına, yani hizmetin “emekçilerine”, “ustalarına” devreder.

Kalite ve hizmetin gurur veren onurunu, güzelliğini bugüne taşıyan “Hacı Salih” ismi, resmi prosedür gereği değişmek zorunda kalır. 1983 yılında bir tevafuk sonucu yine 1888′li yıllardaki ismine rücu eder ve “Hacı Abdullah” ismini alır.

Sultan II.Abdülhamit Han’ın resmi müsaadesi ile açılan lokantamızın o günden bu güne aynı “tadı” muhafaza ettiğini, 90 yıl önce yemek yiyen ve bugün de lokantamızı şereflendiren Osmanlı torunlarının, şeref defterimizdeki yazdıklarından öğrenmek mümkündür.

“Hacı Abdullah’taki” gelenek, günümüzde unutulmaya yüz tutan “Ahilik Teşkilatı’nın” bir vesikasıdır.

Hacı Şakir (1889)

Hacı Şakir, Hacı Ali Bey’in oğludur. Hacı Ali bey, 19. yüzyılın ortalarında Kırım’da sabun ve mum üreten Kazan Tatarı bir müteşebbistir. Bu sabunun ilk üretimi, 1889’a kadar götürülür. Hacı Şakir daha sonra Sabuncuoğlu soyadını alır.

Karadeniz’in kuzeyinin Rus egemenliğine girmesiyle ve Volga nehrinden kaynaklanan doğal sebepler yüzünden Hacı Şakir ailesi ile birlikte 1915 yılında Türkiye’ye göç eder. Hacı Ali Bey göç ettikten sonra, Laleli Atpazarı’nda evinin altında sabun ve mum üretmeye devam eder. Hacı Ali Bey’den sonra oğlu ve torunları dört kuşak şirketi yönetirler. Daha sonra şirket 1987’de Maya Grubuna ve daha sonra Colgate’e satılmıştır.

Teksima Tekstil (1893)

Şirketin kurucusu H. Mehmet Emin Botsalı işe 1893’te iplik ticaretiyle başlar. Botsalı’nın 1938’de vefatı üzerine iki oğlu Hasan ve Hüseyin Botsalı yönetime geçer. 1950’de Hasan ve Hüseyin Botsalı’nın hac görevi sırasında vefat etmelerinden sonra yönetimi üçüncü kuşaktan M. İsmet Botsalı alır. İsmet Botsalı, iplik ticaretini daha da geliştirererk Avrupa’dan iplik büyük makineleri getirip bu alanda bir atölye açar. 1970-1976 yılları arasında Konya’da iplik imalatına yönelik bir tesisi çalıştıran İsmet Botsalı, 1980 yılından itibaren de Teksima adı altında tekstil makineleri imalatına başlar.

Tuzcuoğlu Nakliyat (1893)

Tuzcuzade Ahmet Bey, Konya’da tuz ticareti ve nakliyesi işi yapmaktadır. Aile 1. Dünya Savaşı sonrası İzmir’e göç eder. İzmir’de daha sonradan şirketin simgesi olan at arabalarıyla nakliyat işine devam eder. İhraç mallarının depolardan limana nakliyat işini ve askeri nakliyat işini yürütürler.

1950’li yıllara gelindiğinde Türkiye’de Nato dolayısıyla kurulan üsler ve tesislerde görevli askeri ve sivil personele hizmet vermek amacıyla, ev eşyası taşımacılığına profesyonel olarak başlanır. Mehmet Ali Tuzcuoğlu başta olmak üzere aile bireylerinin çabaları neticesinde şirket, Türkiye’de ve dünyada hatırı sayılır bir yer edinir.

Konyalı Lokantası (1897)

Konya’nın Doğanbey ilçesinden 1895 yılında çıkan büyük dede Hacı Ahmet Doyuran 1897’de dört masa ve 16 sandalye ile Sirkeci’de ‘Konya Lezzet Lokantası’ adıyla mütevazı bir aşçı dükkanı açar. Bir süre sonra lokantayı damadı Mustafa Doğanbey ‘e devreder.

Lezzet ve temizliğin temsilcisi olarak kısa sürede tanınan lokanta, zaman içinde İstanbul mutfağı denince akla ilk gelen isimlerden birine dönüşecektir. Konyalı’nın şöhreti 1940’lardan sonra Nurettin Doğanbey’in çabalarıyla Türkiye’ye yayılır. Yerli yabancı devlet adamlarının, kral ve kraliçelerin, sanatçıların uğrak yeri olur.

Bugün, Doğanbey Ailesi’nin dördüncü kuşağından Mehmet Eren Doğanbey tarafından işletilen kuruluş, 1924 – 2006 yılları arasında ulu önder Atatürk’ten, İngiltere Kraliçesi Majeste Elizabeth II’ ye, Pakistan Başkanı Benazir Butto’dan Amerika eski başkanı Richard Nixon’a kadar dünyanın dört bir yanından gelen pek çok devlet büyüğünü, ünlü sanatçıları Kral ve Kraliçeleri ağırlama onuruna erişmiştir.

Alevli AŞ (1898)

1820 Yılında günümüz şirket ortaklarının dedeleri kehribar ticareti ile uğraşan ve Osmanlı Sarayı ile iş yapan saygın bir tüccardı. Bu değerli taşın ticaretini yapmış olduğundan lakabı KEHRİBARCI oldu.

1870 ‘ li yıllarda Kehribarcıların üç kardeşi ile Yuda LEVI’ nin üç kardeşi ile birlikte Juda Levy Freres et Fils (Yuda Levi Kardeşleri ve Oğulları) adıyla bugünkü iş kolunda bir şirket kurarlar.

1898 Yılında bu şirketin ortaklarından Davit LEVI kuzeni ile birlikte Rıfat KEHRİBAR ve Davit LEVI Adi Ortaklık adı altında bir ortaklık kurarak aynı adreste aynı işe devam ederler.

1942 Yılında emekli olan Davit LEVI ‘nin yerine oğulları aynı adreste, Rıfat KEHRİBAR ve Şabat LEVI Kollektif Şirketi adı altında aynı iş kolunda devam ederler.

1957 Yılında Rıfat KEHRİBAR’ın ortaklıktan ayrılması ile aynı adreste aynı iş kolunda Alevli Zücaciye Şabat LEVI ve Hayim LEVI Kollektif Şirketi adı altında iki kardeş devam ederler.

1977 Yılında günün ihtiyaçları göz önünde bulundurularak mevcut kollektif şirket ALEVLİ Zücaciye TİC. A.Ş. olarak aynı ortaklar ve çocukları ile aynı adres ve aynı iş kolu üzerinde günümüze dek şirketin ticari faaliyetlerini devam ettirmişlerdir.

Günümüzde bu köklü firmada Şabat LEVİ ile birlikte ailenin beşinci kuşak temsilcileri ALEVLİ geleneğini sürdürmektedirler.

ALEVLİ’ nin çok eskilere dayanan geçmişinin en önemli özelliği yüz yılı aşkın bir süredir aynı adreste aynı iş kolunda çalışıyor olmasıdır. Ayrıca ALEVLİ yaptığı işte daima iddialı olmuş kendi sektörünün en üst sıralarındaki yerini korumuştur.

Bu kadar eski ve derindeki kökleri, ALEVLİ’ yi yeniliklere açık ve çağdaş olmaktan alıkoymamıştır. ALEVLİ dürüstlük, güvenilirlik, hizmette süreklilik ilkelerinde “Gelenekçi, Çağdaş” yapılanmaya özen göstermekteki “Yenilikçi” tavrını kesintisiz sürdüren örnek bir kuruluştur.

Arkas Holding (1902)

1900’lü yıllar… Anadolu ekonomisinin belkemiği İzmir… Binlerce yıllık limanıyla, Osmanlı’nın Avrupa’ya açılan kapısı… Verimli topraklarında yetişen pamuğundan tütününe, üzümünden incirine her çeşit ürün sadece doğuya gitmekle kalmıyor, batı ülkelerine de İzmir’den gönderiliyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun bu gözde kentinde, Gabriel J. B. Arcas tarafından 1902 yılında ithalatçı olarak kurulan Arkas, 1944 yılında Lucien Gabriel Arcas’ın öncülüğüyle uluslararası taşımacılık alanında faaliyet göstermeye başlar.

Ülkenin her zamankinden daha fazla iş kollarına gereksinim duyduğu günlerde Arkas, üç tarafı denizlerle çevrili bu yarımadanın potansiyelini değerlendirmeye başlar. Arkas’ın, Türkiye’den yüklediği gemiler önce Mısır’a doğru yol alır. Kısa bir süre sonra da yedi denize açılır… Denizyolunun kullanımı ve buna paralel olarak ülke ekonomisinin hızlanan gelişiminde öncülük, ARKAS için artık ilk hedeftir…

At arabaları yerini motorlu taşıtlara, parke taşları asfalt zeminlere bırakırken, ARKAS’ın gelişimi de halen Arkas Yönetim Kurulu Başkanı olan Lucien Arkas’ın, 1964 yılında Lucien Arkas Vapur Acenteliği’ni kurması ile hız kazanır. Dünya taşımacılık sektöründe başarıları ve güvenilirliğiyle tanınan armatörlere acentelik hizmeti veren bu şirket, Türk Taşımacılık Sektörü’nü uluslararası pazarda başarıyla temsil eder. Arkas, 1978 yılında Türkiye’den Avrupa’ya ilk konteynır yüklemesini yaparak ülkemizde bu taşımacılık sisteminin yerleşmesine öncülük eder.

Bebek Badem Ezmecisi (1904)

Haydarpaşa Lisesi’nde okumak için Mudanya’dan İstanbul’a gelen Sevim Hanım’ın babası Mehmet Halil Bey, o sırada Fener Lisesi’nde okuyan Anastasya Hanım’la tanışır ve ona aşık olur; ama aileler din farklılığından dolayı bu birlikteliğe karşı çıkar. Birbirlerinden vazgeçmeyeceklerini anlayınca bu duruma daha katı bakan Anastasya’nın üvey babası İstanbul’da kalmaları koşuluyla evlenmelerine izin verir. Bunun üzerine Sevim Hanım’ın dedesi beybabasına Bebek’te bir dükkan açar ve Mehmet Halil Bey de baba mesleğini Bebek’te devam ettirme kararı alır. İstanbul’da açılan dükkanın ticari sicil kaydı 1904’tür ama Mudanya’da başlayan bu mesleğin ne kadar geriye gittiği o zaman çıkan bir yangından dolayı bilinmemektedir. Ve karı koca birlikte, günümüzde bu kadar meşhur olacaklarını tahmin edemeyecekleri dükkanlarında; badem ezmesi, acı badem kurabiyesi, buzlama, akide şekeri yapıp satmaya başlar.

Yorum Yap

Abone Ol!

En güncel bilgilerden haberdar olmak için abone olun.

www.dunyaatlasi.com dünya gerçekleri coğrafya sözlüğü
Adblocker kullanıyorsunuz.

Değerli okurumuz,
Farkında olarak veya olmayarak Adblocker (Reklam Engelleyici) kullanarak sitemizi ziyaret etmektesiniz. Popüler Cevap olarak size en hızlı, en doğru bilgileri sunmak için büyük bir özveriyle çalışıyoruz. Bizim de bu kapsamda maliyetlerimizi karşılayabildiğimiz tek gelir kalemimiz, internet reklamları.

Elimizden geldiğince bu reklamların sizi rahatsız etmemesi için azami özen göstermeye çalışıyoruz.

Bu kapsamda AdBlock (Reklam Engelleme) aracınızda populercevap.com alan adını beyaz listeye almanızı, veya bu alan adında engelleyiciyi kapatmanızı ve tüm internet sektörünün sağlıklı gelişimi için Adblock aracınızı kaldırmanızı rica ediyoruz.

Bunun karşılığında gösterdiğimiz reklamları okuma deneyiminizi rahatsız etmeyecek şekilde azaltacağımıza söz veriyoruz.

Devam edebilmek için lütfen Adblocker (Reklam Engelleyici) eklentinizi kapatıp, sayfayı yenileyiniz.